Tarih : 17.05.2020 - 05:09

KARANTİNADAKİ FUARCI !

Mart ayı ortasından itibaren tüm fuarlar iptal olmuştu. Mecbur kalmadıkça çıkmayalım derken 8 haftadır evde idi. İlk hafta çok sıkılınca mecburiyet icabı markete gideyim dedi, fakat çocuğu koluna yapıştı. Gitme baba, “İste gelsin” dedi, hakikaten istedi geldi. İlerleyen günlerde bir hamle daha yaptı, çocuk “gerek yok baba Hepsi Burada” dedi, baktı gerçekten hepsi oradaydı. Sıkıldım deyip itiraz edecek oldu, çocuk yine “riske girme baba bırak getirsinler” dedi, nihayet biri “Getir” di.

 

Berbere gitme yasağı nedeni ile saç sakal uzayınca “Keşke bir de sanal berber olsa idi” diye düşündü ve güldü. Aklına bacanağının doğum gününde hediye ettiği traş makinesi geldi. Zaten tepesi kel olan kafasının geri kalanını dümdüz kırptı. İmaj pek iyi olmasa da oldukça ferahladı.

 

Bacanağını görüntülü arayıp traşını gösterdi, teşekkür etti. Hoş beş derken bacanağı zoom dan bahsetti. Akşam tüm aile zoom da beraberdi. Hatta uzun süredir görmediği akrabaları ile yerinden kımıldamadan hasret giderdi. Bacanağına bir kez daha teşekkür etti. Vay be bu teknoloji ne harika şey diye içinden geçirdi.

 

Ertesi sabah balkonda otururken yemyeşil ağaçları farketti, kuş cıvıltılarını duyup neşelendi. Fuarcılığın en sevmediği yönü çok sevdiği ilkbahar mevsimini hiçbir zaman yaşatmamış olmasıydı. En yoğun fuar dönemi ilkbahar aylarına denk gelirdi. İstanbul’ u terk etmek bu dönemde imkansız gibiydi. Tarihin ve doğanın izini sürmek şimdi hazır fuar yokken ne güzel olurdu diye hayıflanırken Whatsapp tan gelen bir linki tıklayınca kendini bir sanal müzeyi dolaşırken buldu. Vay be ne güzel yapmışlar, para verip gitmeye bile gerek yok diye düşündü.

 

Başka neler var diye telefonu kurcalarken çocuğu içeriden seslendi. “Babaaa ben bu uzaktan eğitimi hiç sevmedim, hem çok sıkıcı hem öğretmenimi özledim” deyince çocuğu azarladı. “Önceden okula gitmek istemezdin şimdi sıkıldım diyorsun. İleride eğitim hep bu şekilde olacak. Kendini disipline etmeyi öğrenmelisin” diyerek nasihat verdi.

 

Karantina günlerinde maçlar oynanmıyordu. Kombine elinde kalmıştı. İki üç hafta spor kanallarında nostaljik maçlarla idare ederken iyice sıkılmıştı. Çocuğu “Baba o kadar da zor değil gel sana FIFA ya da PES öğreteyim” dediğinde çoktan Joystick ile futbolcuları sağa sola oynatmayı öğrenmişti. Maçlar başlayana kadar birazda bununla idare ederiz diye söylendi.

 

Zaman geçmek bilmiyordu. Sinemaya tiyatroya gidemiyorlardı. Neyse ki Netflix vardı. Karantinada en çok onunla oyalanmışlardı.  Zaten bu virüsü Netflix şirketi çıkarmış deyip sosyal medyada yaysam herhalde kimse; “yok daha neler” demez diye düşündü. 

 

Yine hepsi birbirine benzeyen günlerden birinde öğlene doğru uyandı. TV yi açtı. Ticaret bakanı konuşuyordu. “Sanal fuarlar düzenleyeceğiz” diyordu. Farkında bile olmadan “Ne diyorsun seen” diye bağırdı. Hanımı koşup geldi. “Bir şey mi oldu ?” diye telaşını belli etti. “Daha ne olsun, biz pandemi bitsin fuarlar başlasın derken sanal fuardan bahsediyorlar, bu bizim için büyük risk” diyerek söylenmeye devam etti. Ticaret bakanının; pandemi sürecinde malını satamayan, hedef pazarlardaki müşterilerini virüsün ortaya çıkardığı sisten göremeyen üretici ve ihracatçılarımız için döneme özel bir çözüm peşinde olabileceğini gözden kaçırıyordu.

 

Derken telefondan bir sinyal sesi geldi. Yine bir Whatsapp mesajı idi. Hay senin gibi teknolojinin diyerek mesajı açtı. Artık teknolojiden nefret ediyordu. Çünkü 8 haftadır her nimetinden yararlandığı teknoloji mesleğini tehdit edecek kadar ileri gitmişti. Mesaj yine zoom da bir toplantı daveti idi. Mehmet Dükkancı Bey sanal fuarlarla ilgili bir oturum düzenlemiş ve bu toplantıya yıllardır uluslararası sanal fuarlar gerçekleştiren bir şirketin CEO sunu davet etmişti. Kötü haberler art arda geliyordu. İsteksiz ve korkak bir ruh hali ile toplantıya katıldı. Fakat o da ne ? 3.000 adet sanal fuar yaptıklarını söyleyen CEO, bu fuarları gerçek fuarlar ile aynı dönemde ve aynı katılımcı kitlesi ile düzenlediklerini ve yalnızca sanal alemdeki fuarların başarı şansı olmadığını söylüyordu. Hakikaten kendisi de sanal fuarcılığın daha önce pek çok kez denendiğini ancak başarılı olmadığını biliyordu. Öte yandan çeşitli mazeretlerle seyahat edemeyen ziyaretçilerin konvansiyonel fuarlardan mahrum kaldığının farkındaydı. CEO tam da bunu söylüyordu. Bir anlamda gerçek ve sanalın bir arada yapıldığı hibrit organizasyonlardan bahsediyordu.

 

Öyle ya bildiğimiz fuarlar sadece basit pazar yerleri değildi. Koskoca Ticaret Bakanı gerçek fuarların sadece istihdama, ticarete ve ihracata değil ülkenin turizmine ve tanıtımına yaptığı milyarlarca dolar katkıyı göz ardı edebilir miydi ? Oldukça rahatlamıştı. Bir yanda üretici diğer yanda tüketici olduğu müddetçe fuarcılık sektörü buluşturucu ve bağdaştırıcı olarak yaşamaya devam edecekti. Ama bu pandeminin dünya üzerinden akıp giderken bir şeyleri de değiştireceği belli idi.

 

Sonuç olarak “Değişimden zarar görmemek için dönüşüme razı olmak gerektiğini”  iyi anlamıştı.

 

 

Saim Bozdemir

Genel Yayın Yönetmeni